24 Kasım 2012 Cumartesi

FENOMEN

Edmund Husserl’e göre nesneler sorunlu “şeyler”dir ve fenomenolojik indirgeme yoluyla “kurulmaları” gerekir, buna “yeniden kurma” denir ve bu aynı süreci ifade eder. Meselâ, karşımdaki iskemleyi görmem onun varolduğuna olan inancımı pekiştirir. Oysa aşkın (fenomenolojik) indirgemeyi uygularsam bu iskemlenin gerçekten varolduğuna inanmaktan vazgeçerim, ama bunu yadsımam da; onun varlığıyla ilgili her “yargıyı askıya alırım.” Bundan sonra algılanan iskemle ayraçların dışında kalır, ama iskemleyi fark ettiren yargının bilinç akışının bir öğesi olduğundan şüphe edilmez. Bu algının yöneldiği konu olan fiziksel iskemlenin kendisi değildir; bilincimde yer alan ve belleğimde saklayabildiğim, algının içeriği olan ve bilincimin fiziksel iskemleye yönelmesine yol açan, “fenomen (görüngü)” algıladığım açıdan ve algılayabildiğim kadarı ile iskemledir; iskemlenin benim bilincimde beliren vechesidir; belli bir fenomenidir.
Bilinç verilmişliklerin edilgin olarak içinde taşındığı boş bir kutu değildir. “Bilincin yönelginliği (intentionality)”, en basit şekliyle söylersek, bir şeyin bilinci olmadan bilinçlilik de olmayacağı anlamına gelir. Her bilinç hâli bir konuya yönelgin bir bilinç hâlidir ve bilinçlerin yöneldikleri bu konular, yani yönelgiler (noemata’lar), bilincin karşısında bulunduğu konulardır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder